HAZMEDEMEMEK
Avukat BÜLENT AKSOY un Konya Memleket Gaztesinde yazmış olduğu köşe yazısı
HAZMEDEMEMEK…
Değerli Memleket okurları. Köşe yazarlığı haddimiz değil ama dilimiz döndüğünce haftalık yazılarla karşınızda olacağız. Aslında bu ilk yazımda sizlere merhaba demek ve genel bir giriş yapmak niyetindeydim. Ancak gündem yoğun, ben de gündemle başlıyorum.
Bir tarafta seçimle gelmiş bir iktidar… Diğer tarafta sürekli olarak seçimlerde mağlup olan ve artık hazmetme yeteneğini de yitiren haksız bir grup-küçük bir topluluk.
Mahkeme bir tedbir kararı vermiş ve iktidar bu kararın neticesinin bekleneceğini söylüyor. Eylemci grubun sözcüleri, birkısım sanatçılar vs. ile yapılan toplantılarda bunun sözünü birinci ağızdan alıyorlar ve eylem amacına ulaşıyor. (Mahkemenin, Yürütmenin Durdurulması kararından sonra böyle bir açıklamaya dahi ihtiyaç olmadığını da belirtmeden geçemiyorum.).
Birkaç gündür Başbakanın, Hükümet Sözcülerinin, Valinin, Emniyet Müdürlerinin, gelen grup sözcülerinin ekseriyetinin bu eylemin sona ermesi gerektiğine dair açıklamalarına rağmen, ne amaçla orada bulunduğu artık belli olan bu grup “eyleme devam” kararı alıyor. Ardından polisin ikazları, müdahalesi, kaçışmalar ve meydan boşaltılıyor.
Demokratik bir tepki olarak başlayan eylemin kötüniyetli gruplarca bu kadar suistimal edebileceğini herhalde çoğu kimse düşünmemişti.
Ancak birileri düşünmüştü. Olayın Arap Baharıvari bir şekilde iktidarın değişmesine gideceğine inananların sahiplenmesi ile tüm Türkiye’ye yayılacağından eminlerdi. Dışarıdan pek çok ülkede iktidarın değişmesine yardım edenler yine işbaşındaydı. İsrail Meclisi’nde dualarının makbul olacağını mutlak görenler bu olayların iktidarın değişmesine varmasını diliyorlardı. İçeride kendini “üstün bir asiller topluluğu” olarak görenlerden mühim bir kesim de maddi- manevi olayların büyümesini ve seçimle gönderemeyeceklerini anladıkları Recep Tayyip Erdoğan’ın bu teneke sesleri ile yıkılmasını istiyorlardı. Üstelik iktidara sahte gülümseyen ve her karışık ortamda gerçek yüzünü gösteren bu asilzadeler bu defa foyalarının ortaya konulacağını da bilmiyorlardı.
Eylemcilere dağıtılan banknotların nereden geldiği, kimlerin kimlerle görüşmeler yaptığı, plastik mermi kullandılar diye feveran edenleri kimlerin tembih ettiği, atılan maillerdeki resimlerin başka tarihlerde başka yerlerde çekildiği, TOMO ların altına kendini atanların komik duruma düştüğü, polisin halkın gözünde değerinin sıfırlanması için ne yalanlar uydurulduğu, ilk günkü hadiselerden sonra hiçbir ağır müdahale olmadığı halde varmış gibi yayınlar yapıldığı, daha dün iktidara gülümseyen dışarıdaki dost taklidi yapanların bunun bir Arap Baharı gibi algılanması için nasıl haberler yaptığı… çok net bir şekilde ortada idi.
Eskiden teknoloji sadece bu grubun elinde olduğu için istediği gibi yönlendiriyorlardı hadiseleri. Ancak teknolojinin sadece kendilerinde bulunduğunu zannederek yanılmışlardı. Artık herkeste idi.
Hele Ana Muhalefet Liderinin artık bu olaylar sonucu iktidar olacağını düşünerek söylediği “Bu haksız müdahalede bulunanlar elbette yargı önünde hesap verecektir” sözü de hem suçlu hem güçlü özdeyişimize güzel bir örnek idi. Haksız Müdahale sözündeki haksızlık hukuksuzluk, mevzuata, kanuna aykırılık olarak ifade edilebilir. İzinsiz, nihayetinde kanunsuz olan bu eylem elbette hukuksuz idi.
PKK’ın ülkemizden çekilmesi, kredi derecelendirme kuruluşlarının geçen ayki not artırımları, bütün Avrupa eksi yönde büyüme rakamları açıklarken % 3 büyüme gerçekleştirmemiz, 2. Boğazın yapımına başlanacak olması, 3. Köprü, 3. Havaalanı, hızlı tren hatları, duble yollar, savunma sanayindeki ataklar, genç nüfus, sorunsuz bir Türkiye.
“Eyvah yine geliyorlar!” diyerek aramızda bekleyen yandaşlarına haydi diyen bu acizler iktidarın seçimle geldiğini ve destekleyen kitlenin onu yalnız bırakmayacağını unuttular. Elbette iktidarın hatası vardır. Elbette yanlışın izahı gereklidir. Demokratik tepki arasında protestolar, yürüyüşler gösteriler olmuştur, olacaktır. Ancak iktidarın kazandığı seçimlerin son bulmayacağını düşünerek “böyle bir karışıklık yaratalım da, devirelim şunu” demek küstahlıktır, zavallılıktır.
Seçimler yaklaşmaktadır. Anketler yaptırılmakta sonuçlar gözlenmektedir. Halkın ekseriyetinin yine mevcut iktidarı desteklediği de bu anketlere bakılarak görülünce “artık yeter” demektedirler. Oy veren halkın çoğunun oy kullanmasına dahi karşı çıkan bu güruh halkın ne zaman demokratik bir seçim olsa kendine yakın bulduğunu desteklediğini bilmektedir.
Bir kesim var ki geneli Müslüman olan bu ülkenin insanın istekleri yerine geldikçe çatlayacak kadar kin duymaktadır. İçkiyi yasakladılar diyerek feryat ettikleri düzenlemenin Avrupa’nın pek çok ülkesinde gece geç saatlerde içkinin satılmamasına dair düzenlemeye paralel olduğunu bildikleri halde her yerde “Şeriat Geliyor” demek sureti ile olayı çarpıtmaktadır. Halbuki medeniyetin beşiği dedikleri Avrupa’da içkinin gece geç saatlere kadar satılması zaten yasak, hatta bazı ülkelerde bizdeki düzenlemeden daha da katıdır. Okullarda seçmeli ders olarak Kuran-ı Kerim okunmasını hazmedemediler. İnsanların başörtüsü ile üniversiteye gidebilmeleri onları çıldırttı. “ Biz 28 Şubatlarla, darbelerle bir düzen kurmuştuk. Kasımpaşalı biri geldi ve düzeni değiştirdi. Bu sonsuza kadar devam edemez, yine değiştireceğiz, haydi eyleme” dediler. Ama nafile. Seçimden gayrısı ile iktidarın değişmesine bu halk izin vermez. Hele ağaç bahanesi ile ortalığı yakıp yıkanlara katiyen müsaade etmez.
Stratejiler ve Üstün Hizmet Sunuyoruz